Avrasya’nın Ortak Hafızası KTMÜ’de Bilimsel Bir Zeminde Tartışıldı


  • 2026-03-25

Türkiye Cumhuriyeti Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi iş birliğinde önceki gün başlayan “Avrasya Tarih, Dil ve Kültür Araştırmaları Sempozyumu”, disiplinler arası tartışmalar ve yeni akademik iş birlikleriyle tamamlandı.

 İki gün süren bilimsel oturumlarda, Avrasya coğrafyasının tarihsel derinliği, dilsel katmanları ve kültürel sürekliliği, yazılı kaynaklardan arkeolojik verilere, göç tarihinden dijital miras çalışmalarına kadar geniş bir perspektifte ele alındı. Sempozyum, Türk dünyasına ilişkin araştırmaların geleceğine dair yeni soruların, yöntemlerin ve akademik temasların üretildiği bir düşünce zemini sundu.

Sempozyum, Avrasya çalışmalarını disiplinler arası bir eksende yeniden düşündürdü

KTMÜ Kasım Tınıstanov Konferans Salonu’nda başlayan sempozyum, açılış konuşmalarının ardından düzenlenen özel oturumla birlikte, tarih, dil, kültür, arkeoloji, eskiçağ çalışmaları, kültürel miras ve dijital beşerî bilimler gibi alanları ortak bir araştırma zemini üzerinde buluşturdu.  Sempozyumdaki sunumlarda geçmişe dönük bilgi üretiminin yanında Avrasya bilgisinin nasıl korunacağı, nasıl yorumlanacağı ve nasıl geleceğe taşınacağı sorularına da odaklanıldı. Sempozyum bu yönüyle, Türk dünyası araştırmalarını klasik tarih anlatılarının ötesine taşıyarak, kaynak eleştirisi, kültürel süreklilik, disiplinler arası yöntem ve dijitalleşme gibi güncel akademik eksenler etrafında yeniden tartışmaya açtı.

Yazılı kaynaklardan taş heykellere tarihsel verinin çok katmanlı okuması öne çıktı

Sempozyumun ilk gününde gerçekleştirilen oturumlarda, Türk dünyası tarih araştırmalarında yazılı kaynaklar ile arkeolojik materyallerin birlikte değerlendirilmesi dikkat çekici bir bilimsel çerçeve sundu. Kök Türk kitabeleri, insan biçimli taş heykeller, Hun-Türk unsurları, Yunanca ve Latince tarihsel kaynaklar, kaya resimleri ve İskit eserleri üzerine yapılan sunumlar, Avrasya tarihini kronolojik bir anlatının ötesine geçirerek, çok kaynaklı ve çok katmanlı bir çözümleme alanı olduğunu gösterdi.

Bu oturumlarda öne çıkan ortak nokta, Avrasya geçmişinin yalnızca “ne yaşandığı” sorusuyla değil, “hangi kanıtlarla, hangi yorum çerçeveleriyle ve hangi disiplinler arası araçlarla yeniden inşa edildiği” sorusuyla birlikte ele alınması oldu. Bu yaklaşım, sempozyumun bilimsel niteliğini güçlendiren temel unsurlardan biri olarak öne çıktı.

Kültürel mirasın korunması ve dijitalleştirilmesi, sempozyumun çağdaş araştırma hattını oluşturdu

Programın ikinci ana eksenini, Türk dünyası kültürel mirasının geleceği ve dijitalizasyonu oluşturdu. Kültür ve kimlik kavramlarının felsefi temellerinden başlayarak geleneksel oyunlar, süt kültürü, takvim sistemleri, halk inanışları, müzik mirası ve Nevruz gibi başlıklara uzanan sunumlar, kültürel mirasın yaşayan ve dönüşen bir toplumsal hafıza alanı olduğunu ortaya koydu.

Özellikle kültürel süreklilik, ritüel pratikler ve yazılı/yazısız mirasın korunmasına ilişkin tartışmalar, sempozyumu klasik tarih toplantılarından ayıran önemli bir derinlik kazandırdı. Böylece sempozyumda, kültürel mirasın çağdaş yöntemlerle nasıl korunacağına ve dijital çağda nasıl yeniden dolaşıma sokulacağına ilişkin de güçlü bir akademik zemin üretildi.

Göç, dil ve uygarlık ilişkileri Avrasya’nın uzun süreli dönüşümünü görünür kıldı

İkinci günün oturumlarında ise göç hareketleri, siyasi yapılanmalar, dil etkileşimleri ve uygarlık ilişkileri sempozyumun temel tartışma başlıkları arasında yer aldı. Eskiçağdan günümüze uzanan göç rotaları, Selçuklu hâkimiyeti, Kırgız tarihinin destanlarla ilişkisi, diplomatik ilişkiler, bozkır topluluklarında hayvan sembolizmi ve tarihsel coğrafya gibi başlıklarla, Avrasya’nın hareket, temas ve kültürel dolaşım alanı olduğunu yeniden hatırlattı.

Aynı şekilde, Türk dili çalışmalarına ayrılan oturumlarda Türkoloji, Hungaroloji, XIX. yüzyıl Kırgız yazılı kültürü, Türkçe-Urdu tarihsel etkileşimi ve tarih-arkeoloji araştırmalarında coğrafi bilgi sistemlerinin kullanımı gibi başlıklar üzerinden, dil çalışmalarının artık sadece filolojik bir alan değil, mekânsal, kültürel ve dijital boyutları olan geniş bir araştırma sahası olduğu vurgulandı.

Eskiçağ bilimlerinden dijital beşerî bilimlere uzanan yöntemsel çeşitlilik dikkat çekti

Sempozyumun en güçlü yönlerinden biri, içerdiği bildirilerin hem konu hem de yöntem bakımından da çeşitlilik göstermesi oldu. Arkeolojik çözümleme, tarihsel belge incelemesi, göstergebilim, kültürel çözümleme, karşılaştırmalı tarih, mekânsal analiz ve dijital rekonstrüksiyon gibi farklı yöntemlerin aynı akademik zeminde buluşması, Avrasya çalışmalarının giderek daha bütünleşik bir araştırma alanına dönüştüğünü gösterdi.

Prof. Dr. Alpaslan Ceylan: “Bu buluşma, Türk dünyası araştırmalarının geleceği açısından önemli bir eşiktir”

KTMÜ Rektörü Prof. Dr. Alpaslan Ceylan, kapanış programında Türkiye’nin farklı üniversitelerinden ve araştırma çevrelerinden bilim insanlarının Manas Üniversitesinde bir araya gelmesinin, Türk dünyası akademik ilişkileri açısından güçlü bir anlam taşıdığını vurguladı. Rektör Ceylan, sempozyumun Türk dünyasına yönelik akademik üretimi uluslararası düzlemde güçlendirecek bir bilimsel temas alanı olduğunu ifade etti.

Prof. Dr. Ceylan ayrıca, Manas Üniversitesinin yüksek lisans ve doktora düzeyindeki genç araştırmacılar için açık bir akademik merkez olma hedefini vurgulayarak, Türk dünyası eksenli bilimsel çalışmaların daha kurumsal ve sürdürülebilir ağlar üzerinden ilerlemesi gerektiğine dikkat çekti.

Prof. Dr. Alpaslan Aşık: “Sempozyum, bilgi paylaşımının ötesinde ortak bir düşünme zemini oluşturdu”

Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı ve Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alpaslan Aşık ise kapanış değerlendirmesinde, farklı disiplinlerden araştırmacıları bir araya getiren bu tür bilimsel toplantıların yalnızca bilgi aktarımı sağlamadığını, aynı zamanda yeni araştırma sorularının, iş birliklerinin ve ortak akademik yönelimlerin oluşmasına imkân verdiğini ifade etti. Prof. Dr. Aşık ayrıca sempozyumun Avrasya tarihini, dilini ve kültürünü incelemenin yanında ortak hafızayı anlamanın, yorumlamanın ve geleceğe taşımanın bilimsel zemini oluşturduğunu belirtti.

Manas Üniversitesi, Türk dünyası araştırmaları için yaşayan bir akademik kavşak olarak öne çıktı

Kapanış oturumunda yapılan genel değerlendirmelerde, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesinin Türk dünyası ile Türkiye arasında yalnızca sembolik değil, kurumsal ve üretken bir akademik köprü işlevi gördüğü vurgulandı. Bu yönüyle sempozyum, yalnızca katılımcıların bir araya geldiği bir etkinlik değil, Manas Üniversitesini Avrasya çalışmalarının canlı tartışma merkezlerinden biri haline getiren bilimsel bir platform niteliği kazandı.

Tarihî ve Kültürel Hafıza Sahada Deneyimlenecek

Ayrıca sempozyumun sosyal programı kapsamında 26 Mart’ta düzenlenecek tarihî ve kültürel gezi programı kapsamında Ata-Beyit Anıt Kompleksi, Burana (Balasagun) şehir kalıntıları ve Milli Müze gibi mekânların ziyaret edilmesiyle, sempozyumun mekân, hafıza ve kültürel miras arasındaki ilişkiyi sahada deneyimlenecek.

    Sosyal medyada paylaşın